Ülkemiz çok ciddi bir süreçten geçmekte. Bazılarına göre çok ciddi yolsuzlukların olduğu ve bunların çıkartılıp halkın parasının yenilmesine karşı önlem alındığı görüşünde. Bazılarına göre de bu yapılanlarla ülkeye çok ciddi ekonomik zararlar verildiği görüşünde.
Görünen şu ki ülkemiz tarihine, yani cumhuriyet tarihine bakıldığında sol iktidarların ülkemiz siyasetinde ve yönetiminde bulundukları dönemlerde yaptıklarıyla bir arpa boyu yol alınamamış. Gelmeleri ve gitmeleri şaibelerle ve sansasyonlarla olmuştur.
İktidara gelmeleri mevcut iktidarı ya önceden yıpratarak, halkın gözünde imajını düşürerek ve ahlaksızlıklara dem vurarak yada genellikle askeri cuntayı kullanarak olmuştur.
Rahmetli Menderes’i bir gönül ilişkisinden dolayı olan gayri meşru bebeklerinin katledilmesi iftirasını atarak, ülkeden uçaklarla ve kamyonlarla para kaçırma iftirasını atarak, askeri darbeyle indirmişlerdir.
Peki, sonradan kendileri geçtiklerinde ülkeyi nasıl yönettiklerini geçmiş tarihimize vakıf olanlar bilirler. Bir koalisyon dönemine giren ülke 1960 seçimlerinde oyların %62 sini sağ partilere vererek görüşünü belirtmiştir. 1965 te AP’nin seçim zaferi halkın sola olan bakışını göstermiştir. Ancak ülkemizdeki bizden görünen dış düşmanların uzantıları halkın iradesini 1971 de yok sayarak ülkemizin ilerlemesine yine ket vurmuşlar bu gitgeller 1980’e kadar devam ede gelmiştir.
1965 te MHP VE 1970 te MNP nin kurulması ülke tarihinde yeni dönemin ayak sesleri diye adlandırılabilir çünkü o dönemde TİP işçi partisi olma özelliğini kaybedip bir burjuva partisine dönüşmüştür ve işçi kesiminin desteğini büyük ölçüde kaybetmiştir. CHP orta sola kaymıştır.
Ülkede milliyetçilik ve maneviyat yükselmektedir. Sol iktidar hırsını silahlı eylemlere dökerek almak istemektedir. Bu iyi bir bahanedir ve ülkeyi bir on yıl geri götürecek yapı 1980 de yine kendini göstermiştir. Ülkenin vesayetçi yapısına alkış tutanların evlerinde ki kasaları taa ayakkabı kutularına kadar dolmuştur. Dış güçler ülkemizde büyüyen milliyetçi ve muhafazakâr yapıya karşı artık sol ve sağ kesimden, hatta dindar teşeronlar kullanmaktadır.
Rahmetli Özal ile birlikte ülkemiz yeni bir kulvara girmiştir. Daha modern, daha anayasal, daha özgürlükçü, daha hakka ve hukuka saygılı bir kulvardır. Ancak vesayetçi yapı(yada onu kullanan taşeronlar) bunu hiçbir zaman içine sindirememiştir. Onun için varsa yoksa tek egemen güç kendisidir ve ülkenin tek hâkimi onlardır.
Mevcut yapıyı kendi çıkarları uğruna kullanmak insanın doğasında olan bir olgu, bundan dolayı devlet içinde ayrı bir yapılanma hem de bunu din adına ve hizmet adına yapmak ayrı bir akıl almaz gerçeklik olsa gerek.
Daha önce ülkemize yapılan askeri darbelerle ekonomik yapımız sürekli sekteye uğratıldı. Askeri vesayetin önüne konan engellerle bu sekte modern darbelerle yapılmaya başlandı. 28 Şubat bunlardan biriydi. 17 Aralık ta bunlardan biridir.
Nitekim, ne zaman ülkemiz biraz kıpırdanmaya, ekonomik yönden halkımız biraz rahatlamaya başlasa arkasından kendi içimizde olan dış güçlerin taşeronları kendilerini gösterip sürekli çelmeler takmaktalar.
Ancak bu sefer taş uzaktan gelmedi. Belki şimdiye kadar olanların en acısı bu olsa gerek. Cumhuriyet tarihimizin en büyük ekonomik kayıp dalgasını yaşadık. 105 milyar dolardan bahsediliyor ki bu birçok devletin bütçesini ikiye üçe katlar.
Örnek olması hasebiyle, Irak petrollerinin parası Halkbank’ta değerlendirileceğine Amerikan Federal Bank yâda JP Morgan bank’ ta değerlendirilecek olması, Halkbank’a yapılan operasyonun bir parçası olsa gerek.
Burada söylemek istediğimiz şu; sol-sağ ya da ülkemizdeki dış güçlerin taşeronları ülkemiz tarihinde ‘’iktidar olmuştur ama hiçbir zaman muktedir olamamıştır’’ çünkü halkımız hiçbir zaman kendisini muktedir ilan etmemiştir.
Halkımız ne zaman düzgün bir siyasi yapı görse sağduyusu harekete geçerek kendisini iktidar yapmıştır. Ancak halkımıza rağmen bunu içine sindiremeyen dış mihraklar ve ülkemizdeki taşeronları, halka rağmen, iktidar hırslarını tatmin etmek adına, ülkeyi batırmayı göze alarak ellerinden geleni yapmışlardır.
Yolsuzluklar yapıldı varsayalım. Ülkenin paraları saçıldı savruldu. Birçok yeni zengin aileler türedi. Ülkeyi yöneten 15-20 zengin ailenin yanına yönetime talip yeni muhafazakâr zengin aileler katıldı diyelim.
Peki, bir küçük soru soralım. Madem ülkesini ve milletini seven birileri var bu ülkede. Bunu ülkesini düşünerek ve ulusal kayıplarını ve ülkesinin uluslar arası konjonktürdeki yapısını bozmadan, ekonomik zarara uğratmadan bu işi yapılamazmıydı?
YENİ DÜNYA
Dünya artık eskisi gibi özgürlüklerin kısıtlandığı, hak ve hürriyetlerin hiçe sayıldığı bir yer değil. Herkes istediği hayatı yaşamakta serbesttir. Ancak başkasının sınırlarını ihlal etmediği sürece. Darwinizm ve materyalizm popülaritesini kaybetmiştir.
Özgürlüğün insanları manevi bir yaşama daha da yaklaştırdığını gören emperyal güçler bunun önüne set olarak gençliği ve ihtiraslarını çıkartmakta ve gençliği ön saflara sürmekte hiçbir beis görmemekteler.
Dünya yeni bir eksen, yeni bir kulvar kazanmıştır. Buda din eksenli bir kulvardır. Dünyadaki gelişmeler insanları manevi hayat alanına yönelmiştir. İleri teknolojik boyutun insanlara sağladığı, geldiği nokta manevi sığınılacak bir kucak aramaktan öteye geçmiyor gördüğünüz gibi.
Yeni Dünya dinlerin kozunu paylaştığı ve tek doğrunun ortaya çıktığı bir dünya olacaktır. Doğum sancıları arttı dünyanın, kutlu doğum yakındır. Allah cc. görmeyi nasip etsin size ve bizlere inşallah.
Vesselam. Kalın sağlıcakla…
Bu yazı 248 defa okunmuştur.