NUREDDİN YILDIZ 'A YALOVA 'DA YOĞUN İLGİ
İlahiyatcı - Yazar Nureddin Yıldız hocanın, Yalova'da verdiği Ahir Zzamanda Genç Olmak konulu sohbetine ilgi büyük oldu.
Tarih: 27-02-2016 11:49
Yalova’da Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız’ın katılımıyla düzenlenen konferans büyük ilgi gördü. Önce Yalova Üniversitesi öğrencileri ile YÜSEM salonunda buluşan Yıldız, gençlere sorumluluklarını ve hayatta karşılacakları konular ile ilgili konuştu.
Daha sonrada Yalova Kız Kur'an Kursu öğrencilerine sohbet eden Nureddin Yıldız, Yalova’da Gönül-Der ve Yalova İlahiyat Öğrencileri tarafından Ahir Zamanda Genç Olmak isimli eğitim konferansına katıldı.
Halk Eğitim Merkezi Salonun da düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katılan Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nureddin Yıldız, toplumun değerleri, aile olmanın önemi, eğitim ve bireylerin sorumlulukları konularında bilgi verdi.
Âhir Zamanda Genç Olmak
Yirmi sene önce, otuz sene önce insanlar çocuklarını övecekleri zaman: “Bu çocuk büyük
adam olur!” diyorlardı. Bu çocuk okur, çalışır, büyük adam olur cümlesi şimdi kullanılmıyor. Kimse çocuğunu büyük adamlığa aday görmüyor. “Doktor olur.” diyorlar. “Bu çocuk okur mühendis olur.” diyorlar. “Bu çocuk iyi bilgisayar mühendisi olur.” diyorlar.
Büyük adamlığı, sözel olarak bile ‘gençlere uygun görmeme dönemi’ne geldik. Sanki
yeryüzünde artık büyük adama ihtiyaç kalmadı gibi düşünülüyor. Büyüklük, yani insanların bütün dünyayı kuşatan anlayışları, mesleklere daraldı. Bir meslekte diploma sahibi olmak, en büyük hedef haline geldi.
Bu, çocukların bebeklik günlerinden başlıyor, rüşde erdiği günlerine kadar devam ediyor.
Mesela beş yaşındaki bir çocuğun annesi ve babasının gündemi o çocuğun büyük adam olması değil. Hangi iyi okula sokulabileceği ile ilgili. O iyi okul, beş yıllık bir plan. Ondan sonra hangi lise olabilir, o da bir beş yıllık plan. Liseden sonra, hangi üniversite olabilir. O da bir beş yıllık plan. Hayatı kuşatan elli yıllık, yüz yıllık plan yapan insan yok. Öyle bir insanı ciddiye alan yok. Bütün dünya büyük bir köyleşme sürecine, yani küçülme sürecine girdi. Buna şu ismi veya bu ismi insanlar uygun gördüler. Yani kimse “Biz, dünyanın bütününde söz sahibi, iradesi güçlü, hedefi büyük, göğsü geniş bir insan istiyoruz.” diyemiyor.
Bu büyük köyde, şu koca dünyada iyi bir okul tutturdu mu; yeter. Okuldan sonra da iyi bir iş
buldu mu; hepten yeter. Bir de dairesi varsa, bitti. Hayat bitti, elhamdülillah. Yapacak hiçbir şey kalmadı (!). Bu, aslında erimedir. Hangi şeyde erimedir? İnsanlıkta erimedir.
Kardeşler,
Bu yüzden bu zamandaki gençlere, şu âhir zamanda yaşayan gençlere ilk zulmü anneleri ve
babaları, onların eğitim ücretlerini alıp onları eğiten öğretmenleri yapmaktadır. İlk zalim, anne ve babadır. İlk zalim, öğretmendir. Neden? Çünkü her biri sultan olacak, Fatih olacak, yeryüzünde İslâm adına, insanlık adına büyük işlere imza atabilecek bu kudrette yaratılmış yetenekli çocukları, gençleri küçük hedeflerle heba ediyorlar.
17 YAŞA SANCAK TESLİM EDİLİYORDU ŞİMDİ ANAHTAR VERİLMİYOR
Biz on yedi yaşında insana ehliyet bile verip araba kullandırtamıyoruz henüz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Üsame bin Zeyd’e on yedi yaşında İslam orduları başkumandanlığı görevini verdi. On yedi yaşında İslam orduları başkumandanı oldu. O ordunun içerisinde, Ebubekir ile Ömer sadece çavuştular.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, vefat ettiği gün Üsame bin Zeyd on yedi yaşındaydı,
İslam orduları başkumandanıydı. Ve karşısında cihada gittiği ordu da dünyanın en büyük ordusu olan Kisra ordusu idi.
Kardeşlerim,
Mesele demek ki diploma meselesi değil. Mesele iyi okulda okuma meselesi değil. Mesele çok teknolojik alet kullanma meselesi değil. Beş yaşında çocuğa bilgisayar almakla insan yetişmiyor demek ki. Özel öğretmen tutmakla çocuk büyük adam olmuyor demek ki. Lüks şehirlerde, yüksek binalarda oturmak, insanı büyük yapmıyor demek ki.
İnsanı büyük yapan şey; kafasıdır. O kafayı dolduran; annedir-babadır. Beşiği sallarken o
sallamadaki heyecan, ne için salladığına dair düşünce, çocuğa yansıyor. Beş yaşında çocuğu bile emzikten kesemeyen anne, onu nasıl cihada gönderir? Nasıl şehadete hazır hale getirir? Çocuk beş yaşına gelmiş, plastiği hala ağzında alamıyor. Nedir? Acıyor çocuğa. Bu şefkat değil ki.
Çocuklar çekyattan, koltuktan düşüp sakatlanıyorlar. Bu hale gelir miydi insanlık bu kadar ya!
Evin içinde halının üstüne düşen çocuk sakatlanır mı? Bu çocuk attan düşseydi demek parça parça olacaktı. Bir de attan düştüğünü düşün. Huysuz bir eşeğe binse parçası bulunmayacak demek ki bir daha bunun. Yirmi iki yaşında İstanbul’u fetheden insanın nesli bu kadar zayıflar mı ya! Yirmi iki yaşında atını denize sürmüş bir insanın neslinden geliyorsun sen.
Demek ki kardeşler bir sorun yaşıyoruz. Nedir yaşadığımız sorun? Çocuklarımız âhir zamanda anne-babalarının elinde zulüm görüyorlar. Çocuğuna acıdığı için iğne acısı çekmesin diye ona aşı yaptırmayan bir anne-babayı düşünün. Çocuğuna iyilik mi yapıyor? Becerip çocuğunu sabah namazına acıdığı için kaldıramayan bir anne-babada aynı hatayı yapıyor. Biz çok iyi okullara vermekle görevimizi yaptığımızı zannediyoruz. Yanlış. Çok iyi okul yerine çok iyi düşüncelerle çocuk yetiştirseydik, okul görmeden bile büyük adam olacaktı o. Okullar, adam yetiştirmiyor. Sokaklar, adam yetiştirmiyor. Apartmanlar, insan yetiştirmiyor. Biz, “Neyi kaybettik, neyi bulduk?” bunun dengesini kurmalıyız.
İNTERNETE ÇOCUKLARINIZI ESİR ETMEYİN
İşte âhir zamanda bu teknolojinin, maddi imkânların bu kadar rahat olduğu bir zamanda,
insanların babalarının bile çarık giymeye imkânı olmadığı bir çağdan, çocukların ayda bir yeni ayakkabı giyme imkânı bulduğu bir çağa geldik.
Çocuklarımızın elindeki teknolojik oyuncaklar bir önceki neslin aile reisinin elindeki bütçeden daha pahalı. Çocukların en basit oyuncakları, bir ailenin bir günlük rızkını temin edecek kadar pahalı. Çocuklarımız çok güzel teknolojik oyunlar oynayabiliyorlar ama idrarı geldiğini anlayıp tuvalete gidecek kadar akılları yok. Zekâları var, akılları yok. Matematikte deha çocuklar yetişiyor. Bilmem nerenin şuranın, buranın birincisi oluyorlar. Ama genç bir kızın önünde iki laf edemeyip, onun tuzağına düşebiliyor. Zekâ var, akıl yok! Muhakeme yok. Yarını düşünmek yok.
Ahireti değil; yarını, on gün sonrasını, diplomadan sonrasını düşünme imkânı yok.
Biz, Ashab-ı Kehf gibi üç yüz yıl bir yerde uyumaya hazır olmayı unuttuk. On yedi yaşında
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin elinden başkumandanlık görevini almayı da unuttuk. Şöyle huzurlu bir aile yuvasını kurmayı düşünecek kadar pratik akıl istiyoruz. O düzeye geldik.
Ciddi bir şekilde, “Batılılaştırdık” çocuklarımızı. Çocuğun zihnindeki isimler; batılıların
aktörleri, futbolcuları, oyuncularının isimleri. Çocuklarımızın hayat hedefleri; batılının hayat hedefi.
Ağzındaki cümleler; batılının cümlesi. Babası “Haydi ALLAH’a emanet ol oğlum!” diyor, o cevap verirken “Tamam baba, kendine iyi bak!” diyor. Biri ALLAH’a salıyor, biri kendine salıyor. Nesiller arasındaki müthiş uçurum farkı bu. Hani gençler, yarın ihtiyarlar olacaktı da, hani milletler yarınki insanlarını yetiştiriyorlardı? ALLAH’a salanla, annesini-babasını kendi başına salan aynı düşünceye mi sahipler?
Gençlerin üzerinde küçük düşünerek, kısır düşünerek, dar zamanı düşünerek onlara
zulmetmekten ALLAH’a sığınırız. Aman dikkat edelim! Çocuklarımızı büyük işler için tasarlayalım.
Maddi alanda düşünürken de büyük düşünelim. “Bu çocuğa İstanbul’da bir iş bulduk mu yeter
ALLAH’ın izniyle”, ne alakası var? Niye İstanbul’da bir iş bulmak yetsin ki? Niye İstanbul’da fabrikası olmasın? Büyük düşün!
Ahireti de büyük düşünelim. “Cennet’e şöyle ucundan girsek yeter.” olmaz. Yetmez kardeşim.
Niye ucundan gireceğim? Firdevs-i Âlâ’sı var, Adn Cennetleri var. Ömer Bin Hattab’a komşu olmak var. Niye ucundan girip bekleyeceğim ki orda? Büyük düşünmeyenin büyük sonuçlar alması mümkün değil. Büyük düşünürsen zaten küçüğü belki eline gelecek senin.
Çocuklarımıza, gençlerimize zulmetmeyelim. Çok nimetli, imkânlı olarak görüyoruz çocukları,
hiç te öyle değil. Ne kadar imkânı var bu çocuğun, üç senedir dedesini görmemiş hâlâ. Akraba tanımıyor, komşu tanımıyor. Sıla-ı rahim diye bir şey bilmiyor. Böyle harikulade, enteresan ucube bir nesil geliyor" diyerek konferansına son verdi.
Nureddin Yıldız konferasn sonrası gençlerle fotoğraf çekildikten sonra salondan ayrıldı.
Düzenlenen konferansa, Sivil toplum kuruluşları temsilcileri yanı sıra yüzlerce vatandaşlar katıldı. Katılımın yoğun olduğu konferansta, salonda boş koltuk olmayınca bazı katılımcılar ayakta dinledi, bir kısmı ise hava şartlarından dolayı geri döndü.



Bu haber 129 defa okunmuştur.
Etiketler :
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri