beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikduzueskorto.com beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...



MUHSİN BAŞKAN SAĞ OLSAYDI PKK AÇILIMINI YAPAMAZLARDI

Yalova’da parti binasında Büyük Birlik Partisi (BBP) Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Hakkı Öznur Hakkı Öznur, ülke gündemini değerlendirdi. Öznur, “Hükümetin çözüm süreci dediği,PKK açılımıdır” dedi.

facebook-paylas
Tarih: 22-12-2013 17:51

MUHSİN  BAŞKAN  SAĞ  OLSAYDI   PKK AÇILIMINI  YAPAMAZLARDI




Büyük Birlik Partisi (BBP) Yüksek İstişare Kurulu (YİK)Başkanı Hakkı Öznur, Yalova’da gözaltıları değerlendirdi…

Yalova’da parti binasında Büyük Birlik Partisi (BBP) Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Hakkı Öznur Hakkı Öznur, ülke gündemini değerlendirdi. Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma değinen Öznur, “Hükümetin çözüm süreci dediği, PKK açılımıdır” dedi.

Öznur şunları söyledi:

TÜRKÜM DEMEK SUÇ OLDU”
“Türkiye şuan kritik bir dönemden geçiyor. Cepheleşme, kutuplaşma devam ediyor. Siyasetteki gerilim milleti de geriyor. Milletimiz kavga istemiyor. Huzur istiyor, istikrar istiyor. Ama şuanki Türkiye tablosuna bakınca maalesef milletimiz endişeli ve tedirgin. Bölücülük almış başını gidiyor. Hükümetin çözüm süreci dediği bize göre PKK açılımıdır. PKK açılımı arkadaşında ABD ve NATO vardır. PKK açılımı Türkiye’yi bölünmeye götürüyor. Türkiye parçalanmak isteniyor. Türküm demek Türk Milleti’ne mensup olduğunu söylemek suç haline geldi. PKK’lı olmak, Kürtçü olmak, bölücü olmak meşrulaştı; Türküm demek, Türk Milleti’nin mensubuyum demek suç haline getirildi bu iktidar döneminde getirildi.

Şuan maalesef Sayın Başbakan, BOP Eşbaşkanı olmakla övünüyor ya, boşuna övünmüyor. Diyarbakır’daki manzarayı gördük, milletimiz isyan etti. Diyarbakır’da bir buluşma oldu. Hükümet yandaşı medya diyor ki ‘tarihi buluşma’, ne tarihi buluşma kardeşim, hainlerin buluşması. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölmek ve parçalamak isteyen Mesud Barzani demiyorum ben ona, Yahudi zihniyetli Messod Barzani, Şivan Perver, 40 yıl T C Devleti’ne küfreden, MİLLETİMİZE hakaret eden stratejik maşa, PKK’nın terör toplantılarında boy gösteren bölücü Şivan Perver’le Başbakan Diyarbakır’da bir araya geldiler. Milletimiz soruyor, bu buluşmanın milletimize hayrı ne?

Hayrı yok. Bakın Diyarbakır buluşmasından sonra İsrail'in maşası Barzani denen hain Irak’ın Kuzeyinde Erbil’de ne diyor? ‘Kürt federasyonu kurulmalı’ Şivan Perver 1999’da İsveç’te Almanya’da PKK’nın konserlerinde İmralı canisi için barış elçisi diyor. Hükümet, Perver ve Barzani gibi işbirlikçilere alaka gösteriyor.
 
TÜRKİYE BÖLÜNMEK İSTENİYOR”

Cumhuriyet tarihi boyunca böyle bir rezalet olmadı. Daha dün BDP Van, Kars milletvekilleri, bunlar milletin değil, PKK yandaşları. Meclis’te ‘Kürdistan vekilleri serbest bırakılmalı’ diyorlar. Meclis’te bir Kürdistan mı var? Burası TBMM. TBMM’de bölücülük almış başını gidiyor. 2014 bütçe kitapçığına 17 kez Kürdistan ibaresi ve Kürt Halk önderi Apo ifadeleri tutanaklara girdi. Bunlar hep AKP Hükümeti’nin izlemiş olduğu 'müzakere' politikalarıdır. 
Bir Washington projesi olan 'PKK açılımı' serbest. Türkiye bölünmek isteniyor. Barzani’nin televizyonunda 16 ilimiz, Kürdistan diye gösteriliyor. NATO Merkezi’ndeki haritada da Kürdistan yazıyor. Barzani’nin Erbil’deki masasında 16 ilimiz Kürdistan diye gösteriliyor. Hükümet, bu konuda sesiz tavrını devam ettiriyor.
 
“EMİNE HANIM SEN KİME AĞLADIN?”

Binlerce vatan evladı şehit düştü Anadolu çocukları şehit düşerken, Diyarbakır’da vatan evlatlarına ağlamadılar. Tarihi buluşma derken, Bakanlar gözyaşlarını tutamadı, Emine Erdoğan ağladı, Bakanlar ağladı. Yahu Emine Hanım sen kime ağladın hanımefendi? Ey AKP’nin bakanları kime ağladınız siz? Ağladıkları parça ne? Şivan Perver denen hainin megri megri ağlama ağlama demek. O parçada Kürdistan Ütopyası var. O parça da PKK için, militanlar için yazılmış parçaya AKP’nin bakanları, vekilleri ağlıyor. Şehitlere ağlamıyorlar da PKK’lılara ağlıyorlar.
 
“PKK DEĞİL, TSK SİLAH BIRAKTI”

PKK silah bırakmadı, TSK’ya silah bıraktırdılar. Asker silah bıraktı PKK silah bırakmadı ki. Ne diyor hain Murat Karayılan? ‘Biz silahlarımızı bırakmadık, mücadeleye devam ediyoruz’ diyor. Biz BBP olarak ilkeli ve seviyeli bir siyaset izledik. Memleket lehine olan kararları destekledik, aleyhin olan tüm faaliyetlere karşı çıktık. Biz büyük dava ve siyaset-devlet adamı Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava arkadaşlarıyız. Şehit liderimizin şehadetinden sonraki Türkiye tablosunu milletimiz görüyor. ‘Şimdi Muhsin Başkan Meclis’te olsaydı, o utanç verici tablo yaşanmazdı. 


Muhsin Başkan Meclis’te olsaydı, Büyük Birlik Partisi Meclis'te olsaydı;  o hain BDP’liler Kürdistan diyebileceklermiydi.
Öcalan’a övgüler düzebileceklermiydi’ 
Yürek isterdi. 
Muhsin Başkan, bu coğrafya için şehit düştü. 
Ahmet Davutoğlu diyor ki ‘Perver’le Diyarbakır’da beraberdik, özür diledim’ sen kimden özür diledin kardeşim? Başbakan diyor ki Perver’in vatandaşlığını vermemiz lazım diyor. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz adamlar diyorum. Muhsin Yazıcıoğlu şehit düştü... 5 yıl oldu mesele hala çözülmedi. Elim olay hala kapatılmaya çalışılıyor. Hani kardeşinizdi?”
 
İstanbul Emniyeti tarafından gerçekleştirilen yolsuzluk operasyonları ve gözaltılar hakkında da konuşan Öznur “

MUZ CUMHURİYETİ Mİ BURASI?”
Bunlar iddialar. İddialar ama tuz kokmuş kardeşim. Tablo bu. 4 bakan, bakan çocukları, bürokratlar, üst düzey yöneticiler. Burası neresi? Bu ne kepazelik, bu ne rezalet? Devleti soymuşlar, çarpmışlar. Devletin soyulmadık tarafı kalmamış. TOKİ ihaleleri, kara para aklama, rüşvet ve mali suçlar. Hale bakın.

Bakan çocukları iddiaları kamuoyunda, genel müdürler, bankalar burası neresi kardeşim? Muz cumhuriyeti mi burası? Hakikaten hükümet milli irade ve temiz siyasetten bahsediyorsa temiz siyaset demek lekesiz bir siyaset demektir. O zaman bakanların istifa etmesi lazım. Avrupa’da herhangi bir şeyde ülkeler sarsılıyor. Bu iddiaların milyonda biri Avrupa’da olsa adamlar koltuğu bırakıyor. Türkiye’de de koltuğa yapışmışlar.

TC tarihindeki en büyük rüşvet operasyonu bu. Böyle bir operasyon karşısında milletimiz onu bekliyor. Bu mesele ört pas edilmemeli, karartılmamalı. Savcı ve emniyet müdürleri görevden alınıyor. Yargıya müdahale edilmemeli ve siyasallaştırılmamalıdır. Tuz kokmuştur. Sen şeffaflıktan bahsediyorsan bırak ' bu operasyonlar' devam etsin. Bir sürü gemicikler var. Ucu nereye dokunuyorsa dokunsun. Vurgun ve soygun üzerine hayatlarını bina etmiş insanların maskesi düşsün ve halk görsün. Bu Talan düzeni sona ersin. Ve gerçekler bir bir ortaya çıksın.

Ayrıca konuşmasında; Yerel seçimlerde Büyük Birlik Partisi'nin  sürpriz parti olarak çıkış yapacağını söyleyen Öznur, BBP’nin bu başarıya ulaşmaması için engellendiğini de sözlerine İL ekledi.

SEÇİMLERE HAZIRIZ”
Türkiye’nin her yerinde şuan BBP olarak seçimlere hazırız. Her yerde gireceğiz, adaylarımız var. Bolu’da bir çok arkadaşımızın adaylık için müracaatları var. Değerlendirmelerini yapıyoruz. Bolu’da da sevilen sayılan, partimizi en iyi şekilde temsil edecek arkadaşlarımızı aday yapacağız. Başvurularımız var ama Bolu Teşkilatımız burada onlar çalışmalarını yapsın, bizi bilgilendirecekler. Seçimlere hazırız. Bu dönemin sürpriz partisi BBP olacaktır. Çok ciddi bir seçim çalışması yapıyoruz ama engellemeler de var. Bunlar bize sökmez. Yani BBP emin adımlarla yoluna devam ediyor” 


MUHSİN BAŞKAN BÜYÜK BİR SİYASET DAVA VE DEVLET ADAMIDIR
 Şehit liderimiz, Muhsin Yazıcıoğlu, gerçek bir siyaset ve devlet adamıydı. Osmanlı döneminde devlet adamlığı eksikliği ile ilgili “kâht-ı rical’’ kavramı kullanılırdı. Bu kavram ilk kez Kanuniden sonra tarihçiler tarafından kullanılmaya başlandı. en fazla son 3 asırda kullanılmıştır. Bu günde devlet adamlığı eksikliği yokluğu yaşanıyor. Rahmetli liderimiz Yazıcıoğlu gibi devlet ve millet meselelerine kafa yoran, sorunlara çözüm getiren, devlet millet kaynaşmasını sağlayan, ciddi, birikimli, liyakat ve yüksek ahlak sahibi siyaset ve devlet adamları bir elin parmağını geçmez. Cumhuriyet tarihi boyunca ölümüyle milyonları ağlatan, hüzne boğan ve ardından dualar, hatimler gönderilen kaç kişi var,
Yetkili ve etkili makamlardan hiç birini işgal etmeden Milletin iltifatına mazhar olmak her faniye nasip olmaz. Ama Milletimizin çok sevdiği “Muhsin Bey” dediği yiğit liderimiz buna nail oldu. Anadolu’nun bağrından çıkan bu yiğit liderin  kahramanca idealist mücadelesi her zaman büyük saygı uyandırdı sayısız insan ona sevgi ve hürmet besledi. Onun dik duruşuna davasına olan bağlılığına hep hayran oldu. 
Muhsin Başkanın cenaze töreni; kalabalığı, kuşatıcılığı, mesajları ve toplumun her kesimini kucaklaması ve her kesime mesaj vermesi açısından bir ilktir. Devlet ve milleti buluşturan böyle bir cenaze töreni ülkemizde bu güne kadar hiçbir siyaset ve devlet adamına nasip olmadı. Devleti kuran ilk meclisten bu yana ilk kez millet meclisinde tekbirler duyuldu. Cenaze töreni bu ülkede siyaset yapan, devleti yöneten ve devlette çeşitli konumlarda olan herkesin kendi muhasebesini yapacağı cenaze töreniydi. Siyasetçilerin bundan çıkartması gereken çok dersler var.
Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından sabah saatlerinden itibaren Kocatepe Camii’ne gelmeye başlayan insan ve gönül selinin bir ucu Tacettin Dergâhına vardığında öteki ucu henüz Kocatepe Camii’ne çıkmaya fırsat bulamamıştı. Ankara sokakları yiğit alpereni sonsuzluğun sahibine ulaşmak için çıktığı son yolculuğunda yalnız bırakmak istemeyen yüz binlerle dolmuş taşmıştı.  Cenazeyi yolcu etmeye gelen muazzam kalabalık hiçbir taşkınlığa sebep olmaksızın Kur’an okuyup tekbirler getirerek, gözyaşı dökerek, dualar ederek Muhsin Yazıcıoğlu’na yakışır bir vakar sükûnet içindeydiler.
Cenazede taşkınlık yok, yüzlerde hüzün, gözlerde yaş var… Son Karaman konuşmasında dediği gibi, “sandığın sultanı olamadım ama gönüllerin sultanı oldum.” Kocatepe Camii’nden Tacettin Dergâhına uzanan yolları, sokakları, caddeleri dolduran sevenleri bu sözün doğruluğunu tasdik ediyordu. Bu ülkede ve dışarıda milyonlarca insan onun için gözyaşı döktü ve Hüsn-ü Şahadet etti.   
Şehit Liderimiz Yazıcıoğlu devletin kilit noktalarında görev yapmadı… Ne Cumhurbaşkanı oldu, ne başbakanlık yaptı ne bakanlık… Ne iktidara geldi ne de hükümete ortak oldu. Hep milletin ve devletin bekasını savundu. Hep “Türk Devleti ve milleti yaşasın” dedi ama buna rağmen hep darbeler yedi, zulümler gördü. En son, Keş dağlarında yalınız bıraktılar, yok saydılar. 
Hayatı boyunca hep “büyük birlik” dedi, milletin birliğini gerçekleştirmeyi gaye edindi. Şahadetiyle bu büyük birliği gerçekleştirdi. İdealistlerin, kahramanların hayatları böyledir. Mamak zindanlarında yazdığı ‘üşüyorum’ şiiri ile milyonları hüzne boğdu. Türk Milletini Türk Dünyasını yasa boğan bu büyük dava adamına kahramana ebedi yolculuğuna çıkarken onu Milyonların tekbirlerle salâvatlarla dualarla yolcu etmesinin en büyük sırrı Milletinin sesi kimsesizlerin kimsesi olmasıydı.
         SONSUZLUĞU DÜŞÜNEN BİR LİDERDİ
Türk siyaset tarihi yazılırken açılması gereken en önemli başlıklardan biri de şüphesiz “Muhsin Yazıcıoğlu ve Türk Siyaseti”dir. O, siyaset mecrasında doğal karşılanacak birçok teklifi “millet” adına elinin tersiyle itmiş ender siyasetçilerden biri olmuştur. Yine Türk Demokrasi tarihinin bahsetmesi gereken en önemli siyasetçilerden biridir O. Cennet mekân şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun (1954–2009) hayatını belki de en güzel özetleyen söz: “Haksız bir dava uğruna sultanlık yapacağıma, gerekirse haklı davada tek başıma yürürüm!” sözüdür.
Bu söz, bizim irfanımızın derinlerine nüfuz etmiş, hak ve hakikat kavramlarının, siyasal zeminde tecessüm etmiş haliydi. “Sonsuzlukla geçici dünya arasındaki gerilimde, kendi medeniyet köklerinden tevarüs eden irfanın gücüyle, bütün dünyaya meydan okuyan bir idrakin, “Sonsuzluğun Sahibi”ne ulaşmak için yürüdüğü istikametin şifreleriydi bu sözler aynı zamanda. 
Onun hayatı hep bu istikamet üzerine oldu. Her bir eylemi, her bir sözü, her bir yazısı, bu medeniyet kodlarının içinden süzülüp gelmiş irfanın, ülkünün mücessem haliydi. Her eylemi, inanan ve inandığını hayata geçiren bir iman sahibinin eylemiydi. En netameli, çatışmalı yıllardan, işkence dolu Mamak yıllarına, oradan, siyasi parti genel başkanlığı sürecine ve nihayet ömrünün sonuna kadar fikir ve eylem birliğini sağlamış mefkûre ve eylem adamının davranışlarıydı bunlar Fikri ve siyasi mücadelesi, hep bu inanmışlık ve adanmışlıkla kendini gösterdi. Bu yönüyle o hep “lider”, hep “Muhsin Başkan” oldu.
Fikri, felsefi ve entelektüel derinliği olan Yazıcıoğlu, klasik bir politikacı değildi.  O’nda İslam ahlakı vardı. Ahlaklı, faziletli, dürüst, haysiyetli bir liderdi. Asla çıkarların adamı olmadı, daima fikirlerin adamı oldu. O, siyasi parti başkanının ötesinde tarihsel bir kişilikti. Politikanın kayıkçı kavgasını andıran bir üslupla yürütüldüğü bir zeminde, inancın ve fikrin doğrularını söyleyerek, Türk siyasetinin hesap yapmayan tek lideriydi. Her zaman bu ülkenin birlik harcını savunmuş, günlük politikanın kavrayamayacağı bir üslupla, medeniyet kodlarının oluşturduğu bir üst dili kullanarak, bir misyon adamı olduğunu ortaya koymuştur.
O’nun için önemli, olan iktidar vizesi değil, yüce rabbimizin rızasıydı. Kur’an ve sünnet çizgisinde bir hayat sürdü Hesap adamı değil, gerçek bir dava ve gönül adamıydı. O, İstikamet ve vakar sahibiydi. Hiç yanlış yapmadı, politikanın hiçbir kiri,  bulaşmadı üzerine..  O, makam ve mevkileri değil, sonsuzluğu düşünen bir liderdi. Siyasi yaşamı boyunca, her türlü emperyalizm ile liberal kapitalist sistemle mücadele etti. Egemen güçlere, çıkar çevrelerine asla boyun eğmedi, iç ve dış karanlık mihraklarla daima mücadele etti.
Şehit liderimiz siyasette her zaman ilkeli ve tutarlı olmayı savundu. Siyasette erdemi ve dürüstlüğü ön planda tuttu., çokluk içinde birlik prensibine inanıyordu. çoğulcu ve sivil bir anlayışı savunuyordu. Totaliter ve otoriter zihniyetlere temelden karşıydı. Siyasette hep açık ve şeffaf olmayı önerdi. Kapalı kapılar ardında yapılan her türlü anlaşma ve pazarlıklara şiddetle karşıydı. Siyaset yapanların ancak milli iradeden güç almalarını ve milli iradenin gereği neyse onu yapmalarını ülke ve millet için hayırlı olacağını söylerdi. İç ve dış karanlık odaklardan emir ve talimat alanların millete değil bağlı olduklara küresel merkezlere çalışacağını söylüyordu. Siyaseti makam mevki ikbal için değil milletine ve ülkesine hizmet için yapıyordu. Tüm siyasi yaşamı boyunca hep milletinin değer ve inançlarını savundu O siyasette dürüstlüğün faziletin erdemin timsaliydi.
 HASBİYDİ.  HESAP ADAMI  DEĞİL DAVA ADAMIYDI
Hiçbir çıkar ve menfaat duygusu olmadan millet aşkı ile yola çıkan şehit liderimiz Yazıcıoğlu bugün Türk demokrasi ve siyasi hayatında bir çoban yıldızı gibi parlamaktadır. Bu zoru başarmanın yolu ihlâstan samimiyetten dava adamı olmaktan geçer.
Siyasette hep ilkeli ve tutarlı oldu, milletine yalan söylemedi, yanlış yapmadı, popülizme sapmadı, sağa sola yalpalamadı, politikanın fırıldaklarından olmadı, ikiyüzlü davranmadı. İhtirasları yoktu… Nefsine esir düşmedi, kimseye iftira atmadı, kin tutmadı, tribünlere oynamadı, kaos peşinde koşmadı. İç ve dış karanlık odaklara teslim olmadı egemen güçlere çıkar çevrelerine boyun eğmedi. Hep dik durdu düz yaşadı hayat çizgisinde kırıklık yok çizgisini bozmadı istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı kendisi için bir gün yaşamadı ömrünü hayatını verdiği yüce davasına adadı ezilenlerin yoksulların yanında saf tuttu adam gibi adamdı Milletine ülkesine hizmet yolunda şehit düştü uğruna şehit düştüğü Milleti onu geç anladı anladığında o çoktan şahadet mertebesine ulaşmıştı.
Her dönemde ülkenin birlik ve beraberliğinden yana olan, kamplaşmaya, cepheleşmeye, kutuplaşmaya karşı çıkan Yazıcıoğlu, 19, 20 ve 23. dönem milletvekili olarak yaklaşık 10 yıl süreyle mecliste temsil ettiği, milletinin değer ve inançlarını savundu. Meclise milletvekili olarak girdiği 20 Ekim 1991 genel seçimlerinde, Yazıcıoğlu için “O inançlarımızı meclise taşıyacak” deniliyordu. Ve 10 yıllık milletvekilliği sürecinde milli iradeyi hakkıyla temsil etti. Milletin inanç ve değerlerini her şartta savundu. Demokrasi ve milli irade düşmanlarının baskılarına, dayatmalarına boyun eğmedi, ilkeli, seviyeli, tutarlı bir siyaset adamı olarak milletin gönlünde yer aldı.
DEMOKRASİ  DIŞI ARAYIŞLARA  KARŞI ÇIKTI.  ORDU, “SİYASETE MÜDAHALE ETMEMELİ”  DEMİŞTİ.
Şehit Liderimiz asker- siyaset ilişkilerinin normal demokratik rejimde nasıl olması gerekirse öyle olmasını isterdi. “Asker kışlasında” olmalı “siyasete müdahale” etmemeli ve “siyasete bulaşmamalı” derdi. Ordu siyasete müdahale ederse bunun demokrasiye zarar verdiğini her yerde açıkça söylemiştir.  Yazıcıoğlu, 12 Eylül sürecini takip eden “1993 Örtülü Darbe”sinde, bu sürecin devamı olan “28 Şubat” ve sonrasında yine demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkarak, Türk demokrasi ve siyasi tarihine “yiğit bir lider”, gerçek bir “siyaset ve devlet adamı” olarak geçmişti. 
Statükocularla, Ordu içindeki mezhepçi sol cuntaların otoriter BAAS’cı zihniyete sahip bir askeri darbe yapıp yönetime el koymaya çalıştıkları, karanlık 28 Şubat sürecinde, “namlusunu millete çevirmiş tank’a selam durmam” diyerek milli irade ve demokrasi düşmanlarına dikilmiş, demokratik sisteme sahip çıkmıştı.
Patronlar Kulübü “TÜSİAD!”ında içinde yer aldığı “Beşli Çete” denilen, Genelkurmay Karargâhı ile irtibatlı “sivil ihtilal kuvvetlerinin” ve Ordu içindeki mezhepçi cuntaların, anti demokratik baskıları nedeniyle ancak 11 ay sürebilen Refah-Yol Hükümeti’nin ve her kesimin darbeyi konuştuğu, “asker yönetime el koyacak” dediği 1997 Haziranında “Türkiye İran olmayacak, Cezayir olmayacak, ama Suriye olmasına da biz asla izin vermeyeceğiz” diyerek, Türkiye’de kurulan etnikçi-mezhepçi tezgâhı ifşa ederken, Türkiye’nin bin yıllık terkibinin kodlarını da ortaya koyuyordu.
Yazıcıoğlu, tarihi öneme sahip ve Türk demokrasi tarihine de ondan yana bir onur nişanesi olarak geçen o muhteşem sözü ile Türkiye’yi faşist bir askeri darbeden kurtarmış, ulusalcı-militarizmin oyununu bozmuş, darbe senaryolarını boşa çıkarmış, MDD’ci (Milli Demokratik Devrim) ve mezhepçi karanlık yapıların maskelerini düşürmüştü.
28 Şubat sürecinde Muhsin Yazıcıoğlu, bütün bunları kapsayan bir terkiple meydan okumuştu. Hatta bu meydan okumayı biraz daha ileri götürerek, 4 Şubat 1997’de demokrasiye karşı Sincan’da tank yürütenlere , “namlusunu Milletine çevirmiş tanklara selam durmam” demiştir Muhsin Başkan tam bir demokrattı. Askeri tahrik eden Orduyu göreve çağıran tanklara selam duran ikiyüzlü siyasetçilerden nefret ederdi. 
Milli irade ve demokrasi düşmanı, ulusalcı militarizme, oligarşik güçlere, “Askerin yeri kışladır. Ordu sivil siyasete müdahale etmemelidir, ‘ordu göreve diyen’ darbeci zihniyet, demokrasi ve millet düşmanıdır.” diye haykırmış, cesareti ve dik duruşuyla milletin gönlünde taht kurmuştu. 
Faşist 28 Şubat kararlarından günler önce BBP Lideri Yazıcıoğlu; “28 Şubat’ta kıyamet kopacak” diyen, 28 Şubat 1997’de yapılan MGK toplantısında antidemokratik kararları aldıran, milli iradeye baskı uygulayan, demokrasi dışı arayışlarda bulunan generallerin mutlaka emekli edilmesini istemiş, bu isteğini dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’e iletmişti. Fakat Başbakan Erbakan, “Cumhurbaşkanı Demirel bunu kabul etmez” diyerek, generalleri emekliliğe sevk edememişti.
1993 “örtülü darbe” sürecinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde kurulan, 28 Şubat sürecinde fiilen kendini gösteren, demokrasi düşmanı ve hukuk dışı bir yapılanma olan “Batı Çalışma Grubu”na millet adına, demokrasi adına karşı çıkan tavır koyan ve demokrasilerde darbe çalışma gruplarına, BÇG’lere yer yok diyen tek liderdi. Başlatılan 12 Eylül ve 28 Şubat soruşturmaları Muhsin Yazıcıoğlu’nun darbeler konusundaki öngörülerinde ne kadar haklı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
Muhsin Başkan, demokrasiye ve millet iradesine sahip çıkan bilge tavrını, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın kaleme aldığı, açıkça demokrasiye bir müdahale olan, 27 Nisan 2007’deki e-muhtıraya, hükümetten önce karşı çıkarak sürdürmüş ve anti-demokratik e-muhtıraya ilk karşı çıkan siyasi lider olmuştur. Rahmetli liderimiz “demokrasi ve hukuk dışı hiçbir tasarruf ve dayatmaya destek vermeyeceğiz.”  Demiştir
 28 ŞUBAT SÜRECİNDE  İÇ VE DIŞ MİHRAKLARA CUNTALARA,  ÇETELERE MEYDAN OKUDU. TÜRKİYE’Yİ BAASÇI DARBEDEN KURTARDI.
28 Şubat sürecinde ifade ettiği “Türkiye’nin Suriye yapılmasına izin vermeyeceğiz” sözlerini e-muhtıra verildikten sonra da şu sözlerle tekrarlayacaktı: “Türkiye’nin birliğini savunduk, vatanın bölünmezliğini savunduk, Türkiye İran olmaz, Cezayir de olmaz ama Suriye yapılmasına da biz müsaade etmeyeceğiz. Şimdi yine birileri Türkiye’de senaryolar yazdı, muhtıralar verildi. BBP yine herkesten farklı omurgalı durdu. Hem darbecilere karşı çıktı hem de milli iradenin yanında yer aldı.
O, dönemde oynanan oyunlara, kendilerini millet iradesinin üstünde gören atanmışların tavırlarına karşı herkesin şok yaşadığı bir demde, en sert eleştiriyle karşılık veren Yazıcıoğlu, bu toprakların milli şuur ve tarih bilincini bir kere daha ortaya koymuştur. Yakın politik tarihimizde yer alan olaylara göstermiş olduğu tavırlar O’nun bir bilge lider oluşunu ve ülkücü duruşunu göstermektedir.
12 Eylül faşizminde, 28 Şubat sürecinde ve e-muhtıra süreçlerinde hep demokrasinin ve milli iradenin yanında yer aldı. Şimdi 28 Şubat konuşulduğunda “demokrasi havarisi” kesilen, özellikle bazı siyasetçiler o süreçte yurtdışına çıkma hazırlıkları yaparken, kimileri de bazı medya patronlarına ve askerlere yalakalık yapıyordu.
 Muhsin Başkan ve kadrosu, ordu içindeki Baas’çı zihniyete sahip cuntacılara meydan okumuş, bürokratik oligarşiye karşı dik durmuş ve Türkiye’yi o dönemde faşist bir darbeden kurtarmıştır. Muhsin Başkan, Çevik Bir ve onun temsil ettiği şürekâya, darbe severlere, Türk demokrasi tarihine şerefle geçen, “namlusunu milletine çevirmiş tankı asla selamlamam” ve “Türkiye’yi Suriye yaptırmayacağız” açıklamalarını yapmıştır. Bin yıllar geçse de bu sözler asla unutulmayacaktır.
Her konuşmasında  “darbeci geleneğin artık kökleri kazınmalı ve silinmelidir. Kim darbeciliğe destek veriyorsa demokrasi ve ülke düşmanıdır. “ demiştir. Yazıcıoğlu özellikle darbecilerin peşinde koşan postal yalayıcılığı yapan “orada burada paşam, paşam” diye dolaşan darbecilere çanak tutan yağcılığını yapan kirli kirlenmiş  politikacılardan nefret ederdi. Ordu içindeki, cuntalara karşı çıkmış   ve  mücadele etmiştir ülkemizde yapılan bütün askeri darbe ve muhtıraların demokrasiye büyük zarar verdiğini ülkemizi geriye götürdüğünü savunmuştur. Orduyu göreve çağıran  askeri militarizme selam gönderen sivillerinde darbeci zihniyete sahip askerlerden farklı olmadığına inanıyordu.
Ordu- Siyaset ilişkileri,  ne kadar sağlıklı ve düzgün olursa demokrasinin kökleşmesi o kadar sıhhatli ve güçlü olur diye düşünüyordu. Militarist bir rejim peşinde koşan statükocu çevrelere  “Ordu siyaset dışı kalmalıdır” sözünü sürekli olarak tekrarlar ve tarihi uyarılarda bulunurdu. Askeri vesayete ve ulusalcı militarizme karşı çıkıyor, bürokratik oligarşiyle mücadele ediyor, milli iradeyi ve katılımcı demokrasiyi savunuyordu. Ona göre, aslolan vesayetçiliği mahkûm etmekti. Vesayetçilik son bulmadıkça, Türk Demokrasisinin gelişemeyeceğini düşünüyordu.
Muhsin Başkan, 1960’dan bu yana yapılan darbe, darbe girişimleri ve muhtıraların, TBMM’de bir komisyon oluşturularak araştırılmasını istiyordu. Meclis darbelere el koymalı ve darbe dönemleri kapanmalı, kimse bir daha demokrasi dışı arayışlara yönelmemeli, darbeciler, cuntacılar halka hesap vermeli, yargılanmalı diyordu.
 ÜSTÜNLERİN  HUKUKUNU  DEĞİL HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ SAVUNDU
Muhsin Başkan yargının siyasallaşmasına hep karşı çıktı. İktidarlarında, yargıya müdahalesini yanlış buldu. Yargı siyasete karışmamalı, siyasetçilerde yargıya baskı yapmamalı fikrini her zaman, her platformda dile getirdi. Yargının siyaseti kuşatmasına, siyasetinde yargıyı kuşatmasına daima demokrasi ve millet adına karşı çıktı. Hak ve hürriyetlerin korunması ve genişletilmesi yönünde bir tutum aldı demokratik ve sivil bir anayasa istiyordu. 
  12 Eylül öncesinde olduğu gibi 12 Eylül sonrasında da ülkücü hareket düşmanlığını sürdüren kimi devlet görevlileri, kurumlar ve devlet içine sızmış gayri milli unsurlar vardır. Soğuk savaş döneminde, nasıl o yıllarda, ülkücüler aleyhine masa başında hazırlanan düzmece haberler ve dosyalar basına servis edilmişse, bugünde değişen bir şey yok.
NATO merkezli gladyo ile bağlantılı, bürokratik oligarşinin elemanları, para militer yapılarla iç içe olan sözde istihbaratçı, gerçekte beşinci kol gruplara mensup, milli irade ve demokrasi düşmanları partimizin kurulduğu günden bu güne liderimize, davamıza, hareketimize iftira atmaya devam ediyorlar. Holding medyasına yine küresel şer merkezler ve yabancı istihbarat servisleriyle bağlantılı ajan ve provokatif yayınlar yapan medya organlarına,   büyük birlik hareketini itibarsızlaştırmaya çalışan her türlü iftirayı, servis yapmaya,  kara propagandaya devam ediyorlar.
Askeri vesayet ve onun işbirlikçileri 28 Şubat sürecinde Türk milliyetçiliğini bir tehdit olarak gören ahlaksız bir belge hazırlamışlardır. Millete ve değerlerine düşman olan bu darbeci faşist yapı cumhuriyeti kuran irade olan Türk milliyetçiliğine savaş ilan etmişlerdir. Bölücü terörle milliyetçileri bir tutmuşlardır.
BÜROKRATİK OLİGARŞİ İLE MÜCADELE ETTİ
31 Ekim 1997 günü toplanan MGK önceden hazırlanan Yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ni görüşerek, uygun bulmuş ve bu konudaki tavsiyesini Bakanlar Kurulu’na bildirmeye karar vermişti. Yani MGK yeni 'Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ni kabul etmişti
31 Ekim 1997 günü toplanan MGK da kabul edilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi”nde yer alan Türk milliyetçiliğini tehdit olarak gösteren raporu hazırlayanlar işte bu İslami ve milli değerlere düşman NATO ile Mason locaları ile ilişkili derin ve karanlık yapılardı. 28 Şubat sürecini savunan Maocu Aydınlık dergisi 9 Kasım 1997 tarihli kapağına; “Irkçı Türk milliyetçiliği hedef tahtasında” manşetiyle vermiştir.
Türk Milliyetçiliğini “tehdit”   olarak gösteren zihniyetin  "Küresel çete" Neo-con''larla ilişkisi vardır.    Cumhuriyeti kuran irade olan Türk milliyetçiliğini hedef alan bu rapor, ülkemizde en çok başta Neo-Maocu Aydınlıkçılar olmak üzere sistemin muhafızlarını, bölücüleri ve derin sol örgütleri, işbirlikçileri sevindirmiştir. Devletin “gizli anayasası” olarak adlandırılan MGSB’ nin raporu ilk olarak statükonun resmi sesi olarak bilinen merkez medyanın en büyük gazetesi Hürriyet gazetesinde yer aldı.
 4 Kasım 1997 tarihli Hürriyet gazetesi “İşte tarihi değişiklikler” manşeti ile çıktı. Bir başka deyişle Türk milliyetçiliğine düşman olan gayrı milli zihniyete sahip güçler tarafından hazırlanan ve kamuoyuna da servis edilen bu düzmece rapora en sert tepkiyi Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu ve BBP koydu. Muhsin Başkan “MGK’ya sunulan ve kabul edilen bu alçak raporu hazırlayanlar bir gün milletimize hesap verecektir. Türk milliyetçiliği cumhuriyeti kuran iradenin adıdır. Ordu içindeki cuntalar ve onların uzantıları kirli emellerinde başarıya ulaşamayacaklardır. Milli iradenin üstünde irade olamaz.” demiştir.
Milli Güvenlik siyaset belgesi; milletin değerleri yerine, yönetenlerin değerlerini korumak amacıyla hazırlanmıştır. Bu anti demokratik düzmece belgeyle milletin değerleri hedef alınmıştır. 28 Şubat sürecinde operasyonel faaliyetlerin tümü MGK kararları doğrultusunda Doğu-Batı Çalışma Gruplarınca yayınlanan genelge ve eylem planları doğrultusunda şekillenmiştir. CIA’nin “bizim çocukları” 12 Eylül darbesinde olduğu gibi 28 şubat sürecinde de  Türk milliyetçiliğine saldırmışlar ve  Türk milliyetçilerine savaş ilan etmişlerdir.. 
12 Eylül rejiminin ürünü olan PKK ve onun lideri Abdullah Öcalan’da MGSB belgesinde, Türk Milliyetçiliğine yönelik suçlamalardan çok memnun olmuştur.  PKK terör örgütü 28 Şubat kararlarına destek vermiştir. Terörist başı 28 Şubat MGK kararlarının ardından MED TV de telefonlarla katıldığı panellerde Refah – Yol Hükümeti yıkılmalı diyordu. TSK, MGK, MİT üçlüsü tarafından hazırlanan millet düşmanı bu belge Sol tandanslıdır Bu belgeyi hazırlayanların CIA nın istasyon şefleri ve Türkiye uzmanı olan elemanlarıyla ilişkileri vardır.  Refah- Yol hükümetinin yıkılması için Washington – Ankara arası mekik dokuyan Siyonist Neoconlar bu belgeyi hazırlayanların dostlarıdır.
Siyonizm’in dünya üzerindeki en etkin ve karanlık örgütlerinden CFR’ nin kıdemli üyesi Morton Abramowitz gibi Ankara da ABD elçiliği yapmış bazı ajan diplomatlar yine Washington da Türkiye’yi bölme ve parçalama çalışmalarında uzun yıllardır çalışan Alan Makovsky, Henry Barkey, Graham Fuller vb. Siyonist ve İsrail yanlısı karanlık adamlar, Türk milliyetçiliğini tehdit olarak gören, TSK içindeki Amerikancı, İsrailci, AB’ci generallerin kankalarıydı CIA ajanları 28 Şubat sürecinde genelkurmay karargâhına ellerini kollarını sallayarak sanki pentagona girermiş gibi giriyorlardı Milletimiz o günleri ve ülkemizin yaşadıklarını çok iyi biliyor.     
İsrail lobisinin düşünce kuruluşu Washington Institute’un Türkiye bölümünün başında olan 28 Şubat sürecinin mucidi,  28 Şubatçıların akıl hocası Alan Makovsky 28 Şubat sürecinde sık sık Ankara’ya gider gelir, Genelkurmay’a girer çıkardı.
      BÜYÜKELÇİ:  BİZ  ONU SATIN ALAMAYIZ
Büyük dava ve devlet adamı olan bilge liderimizin milli duruşu küresel güçleri hep rahatsız etmiştir. Kıbrıs’la, Azerbaycan’la, Irak ve Suriye Türkmenleri ile Batı Trakya Türklüğüyle,  Doğu Türkistan’la,  Çeçenistan’la, Bosna’yla, Kosova’yla vb. Türklüğün ve İslam’ın meseleleriyle ilgilenmesi, sahip çıkması mazlumların yanında yer alması bu noktada her türlü emperyalizme karşı çıkması, işbirlikçilerle mandacılarla hainlerle mücadele etmesi küresel odakların işine gelmemiştir.
Ayrıştırıcı, ötekileştirici değil her zaman birleştirici ve bütünleştiriciydi. Siyasi yaşamı boyunca kaos ve gerilim peşinde koşanlarla kararlı bir şekilde mücadele etti. Gerilim siyasetçisi değil, gönül insanıydı.  Siyasetteki tek amacı, milletine, ülkesine ve davasına hizmetti. Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, Bosna Büyükelçisi'ne dayandırarak, Belçika Büyükelçisi'nin kendisinden ne kadar rahatsızlık duyduğunu halka yaptığı konuşma sırasında şöyle anlatıyor:
"Belçika Büyükelçisi, Bosna ve ABD İstanbul Konsolosu bir yemekte konuşurken, Bosna Konsolosu bir hanımefendi, kendisiyle Bosna Savaşı'nda tanışmıştık, o bana aktardı. 'Seninle olan tanışıklığımızı bilmedikleri için Belçika Büyükelçisi dedi ki ABD konsolosuna; 'bu BBP’ ye çok dikkat edin' diyor. Ben de konu açılsın diye; 'BBP’ nin Meclis'te milletvekili bile yoktur ona niye dikkat edilsin' dedim. Belçika Büyükelçisi de 'şu an küçük ama bir kere tutturursa çok süratle büyüyecek bir tabana sahip, eğer bir kere gelirse de kolay kolay gitmez. Muhsin Yazıcıoğlu ilkelerinde çok katı duran bir siyasetçi' ifadesini kullanıyor. Açıkça elçi 'biz onu yönetemeyiz' diyor. Evet! Yönetemezler doğru, ne demiş oluyor? Biz onu satın alamayız. Doğru. Benim partime 4 tane bakanlık verildiği zaman da satın alamadılar."
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu'nun mitingde kullandığı diğer ifadelerde şu şekilde:
"Ben çocukluğumdan beri bir şeye söz verdim. Arkasını önünü görmediğim, bilmediğim hiçbir güce yaslanmayacağım. O emperyalist devletlerin, güçlerin hiçbir zaman uşağı olmayacağım. Onlar beni yönetmeyecekler. Onlar beni yönlendirmeyecekler, ben Anadolu insanıyla bunu yapacağım dedim. Bunları biz çözeceğiz, biz aşacağız dedim. Eğer mandacılığı kabul etseydi Atatürk, çok daha kolay belki devlet başkanı olurdu. Ama o zamankiler de manda ve himaye dediğimiz başka bir devlete yaslanarak iktidar olma yolunu seçmediler. O yoklukta çarıkları yoktu, o yoklukta milli bir mücadele verdiler ve başardılar. Arkadaşlar bana çok gelip, beni denediler. Amerikan elçiliğinden de suyolu ettiler bizim partimizi. Birçokları geldi gitti. Hatta 1995'te yayınlanan Amerikalıların bir araştırma raporu var. Raporda benim için 'uyuyan bir aslan, bir gün uyanırsa' ifadeleri geçiyor. Tüm hesapları onu göre yapıyorlar. Bu uyuyan aslan ayağa kalkarsa kim korkar? Anadolu insanı korkar mı? Açıkça 'engelleyin' diyorlar."
Bu sözlerden de yine görülüyor ki küresel diktatör ABD ve diğer emperyalistler liderimizin milli duruşundan rahatsızlar. Çünkü Muhsin Başkan siyasi yaşamı boyunca ABD, AB,  İsrail vb şer güçlerin her zaman oyunlarını bozmuştur. AKP gibi Küresel merkezlere bağımlı değildi. Her zaman bağımsız ve güçlü bir Türkiye için mücadele etti.
 AKP HÜKÜMETİ ÇÖZMEK İSTEMİYOR, 'KAPATILSIN' DİYOR.
 Hükümet ve Devlet kurumları elim olayın ilk anından itibaren duyarsız davrandılar, özverili davranmadılar, “kaza”  deyip geçiştirmeye çalıştılar.  Başbakan olayın başından beri ikili davrandı. Kabine üyeleri ve AKP,  elim olayın üzerine gitmediler, gitmek istemediler.  Hükümet, askeri ve sivil bürokrasi bu işin kendilerine dokunduğunu ve kendilerinin de kusurlu olduğunu gördüğü için elim olayın çözülmesini istemiyor, kapatılmasından yana.  Hükümet 5 yıldır bu konuyla ilgili ne yaptı? Hiçbir şey.  Cumhurbaşkanı’na,  Başbakan’a,  bakanlara, ilgili bürokratlara,  Partimiz, aileler,  hukukçularımız,  defalarca bilgi verip ellerindeki belgeleri paylaştıkları halde halen beklemeye devam ediyorlar.
Yahudi zihniyetine sahip Messod Barzani’ye övgüler dizen PKK ve Kürdistan açılımına son hız devam eden Başbakan;  Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşlarımızın şehit düştükleri olaya ise hiç değinmiyor. Barzani’yle kanka olan, İmralı ve Kandil’le müzakereler yürüten AKP Hükümeti,  bilerek ve bilinçli olarak Muhsin Yazıcıoğlu dosyasını kapattırmaya çalışıyor.
MUHSİN  BAŞKAN  SAĞ  OLSAYDI   PKK AÇILIMINI  YAPAMAZLARDI
Muhsin Başkan 16 Kasım da Diyarbakır da bir araya gelen Erdoğan, Barzani, Şivan Perver buluşması için açık ve net şunu derdi: Tarihi buluşma değil hainlerin buluşması. Rahmetli Liderimizin 40 yıllık siyasi yaşamına baktığınızda her zaman bölücülere en sert ve net tavrı koyduğunu görürsünüz.  PKK’ya hamilik yapan ve Irak’ın Kuzeyinde Barzani’ye Talabani’ye İkinci İsrail’ i kurmaları için her türlü desteği veren karanlık güç Çekiç Güç’le mücadele etmiştir. Terör örgütü PKK ile müzakerelere, 1993 sürecinden beri karşı çıkmış, ‘terörle müzakere olmaz,  mücadele olur’ demiştir.
PKK açılımı, Oslo rezaleti,  İmralı ve Kandil’le görüşmeler kirli pazarlıklar,  yaşanan “Habur” rezaletleri Barzani ve Şivan Perver hainine gösterilen karşılama ve ağırlama, Erdoğan’ın “Kürdistan” yaklaşımı bölücülerin hem mecliste hem sokaklarda küstahlaşması, PKK’nın siyasallaşmasının sağlanması, Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin ortaya çıkması,  bunların hepsi Muhsin Başkan’ın şahadetinden sonra oldu.
Çünkü Muhsin Başkan “PKK ve Kürdistan açılımını” asla tasvip etmez, karşı çıkardı. O yaşarken,  Hükümet,  bir ABD planı olan bir Neocon planı olan “PKK açılımını” yapmaya cesaret edemezdi. BDP’li hainler, TBMM’de bebek katiline “sayın” diyemez, İmralı ve Kandil’ e selam gönderemezdi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç,  “Muhsin Yazıcıoğlu hayatta olsaydı çözüm sürecine destek  verirdi”  diyerek akıl ve izan dışı bir açıklama yapıyor. Sayın Arınç ve diğer AKP’liler etik davranmıyorlar, doğru söylemiyorlar. 
Bir kere Şehit Liderimiz Muhsin Başkan, Hükümetin “çözüm süreci”  dediği, Türkiye’yi çözme ve bölme senaryolarına karşı çıkardı.  Terörist başı Öcalan için idam cezası isteyen, Siyonizm’ in uşağı Barzani ve Talabani için  “asla güvenilmez bunlar Türklük düşmanları” diyen Muhsin Başkan’ın olayını, Barzani’ye devlet başkanı muamelesi yapan Şivan Perver haininden özür dileyen, işbirlikçi AKP iktidarı işte bu yüzden elim olayı karartmaya yok saymaya çalışıyor.
Başbakan sürekli çağırdığı Genelkurmay Başkanı’na “Hava Kuvvetleri neden istenilen bu bilgileri vermiyor? O saatte bölgede hareket halinde olan helikopterlerden söz ediliyor bunlar doğru mu?” diye sormuyor.  Bahsi geçen helikopterler başka ülkelerin üstlerinden mi topraklarımıza girmişler diye olayın üzerine gitmiyor. 
Sayın Başbakan, ‘Genelkurmay Başkanı’na, Hava Kuvvetleri Komutanına Türkiye yolgeçen hanı mı?  Bu helikopterler hangi ülkelere ait?’ diye bir kez sormuş mu?  Hayır.  İstese özel kalem müdürü gibi çalışan Genelkurmay Başkanı’ndan ve TSK’ daki subaylardan anında cevabını alır.  Görülüyor ki;  hükümet de, Genelkurmay karargâhı da, Hava Kuvvetler de bu helikopterlerin ve orada ne yaptıklarının üzerine gidilmesini istemiyor. 
OLAYIN AYDINLATILMASI “NAMUS BORCUMUZ ” DİYORDUNUZ. 5 YIL GEÇTİ NE OLDU?
Liderimizi ve dava arkadaşlarımızı şehit verdiğimiz elim olayla ilgili ne siyasal iktidar, ne devlet kurumları (DDK hariç) dünden bugüne hiçbir şey yapmadı. AKP iktidarı ve devlet kurumları aradan geçen dört yıla rağmen olayın üzerine ciddiyetle gitmediler, araştırmadılar, sorgulamadılar. Türk siyaseti ve demokrasisi açısından son derece önemli olan bu elim olayı aydınlatmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak için her şeyi yapması gereken siyasal iktidar ve devlet kurumları meselenin üzerine kararlılıkla gitmediler. Adeta Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarımızı şehit verdiğimiz elim olayı unutturmaya çalıştılar. AKP iktidarı da, bürokratik oligarşi de bu olayın araştırılmasını, soruşturulmasını gündeme gelmesini bile istemiyorlar. Siyasal iktidarın liderinin, bakanlarının, milletvekillerinin ve yöneticilerinin işlerine geldiği zaman “Muhsin Bey çok sevdiğimiz bir ağabeyimiz” sözleri tamamen istismardır. Kardeşlik kelamı edilerek hukuk göz ardı edilemez.
26 Ağustos 2010’da, Sivas mitinginin ardından, Sayın Başbakan, telefonla, şehit liderimizin muhterem anneleri Fidan anayı arayarak, “bir sıkıntın olursa bizler de senin evladın sayılırız, bizlere iletebilirsin” demişti. Yine Sayın Başbakan, 5 Aralık 2010’da toplu açılış töreni için geldiği Sivas’ta, Şehit liderimizin ağabeyi Yusuf Yazıcıoğlu’nun evinde, liderimizin annesi Fidan anayı ziyaret ederek, Yazıcıoğlu ailesine kaza araştırma raporu hakkında bilgi vermiş, konuyu takip ettiğini söylemişti.
25 Mart 2012 günü Bursa’da bir kitapçı ziyaretinde Başbakan yardımcısı Sayın Bülent Arınç da elim olayla ilgili olarak:
''Sayın Başbakanımızın özel talimatlarıyla, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla, 'bu mesele mutlaka aydınlatılmalı' sözüyle şu anda önemli bilgi ve bulgular değerlendiriliyor  'Ben biliyorum ki, pek çok bilgiye ulaşıldı ama bunları bir savcı gözüyle değerlendirmek gerekir'' demişti.
 Ardından Arınç yine şunları söylemişti:
''Bunlar, yargının inşallah elinde, bilgi ve belgeleri değerlendirerek yapacağı bir çalışmadır. O tarihlerde başka uçak ve helikopterlerin uçuşu var mıydı? Bu helikopter niye uçuşa çıktı? Teknik aksaklıklar neydi? Kara kutudan veya kazadan sonra olay mahalline neden geç ulaşıldı? Ulaşıldığında sağ mıydılar? Ölüm sebebi neydi? Helikopterin parçalarından elde edilen bulgular nelerdir? Emin olun bunların hepsi çok titiz bir şekilde inceleniyor. Öleni geri getirmek mümkün değil ama bu olayda bir kasıt veya kötü bir niyet varsa onu da ortaya çıkarmak ve onun da hesabını sormak, bütün milletimizin boynuna borç. O yüzden ciddi bir incelemenin yapıldığını söyleyebilirim.''
Hükümet sözcüsü Sayın Bülent Arınç yine 25 Mayıs 2012’de Ankara Ticaret Odası’nda yaptığı konuşmada, “olayın aydınlatılması namus borcumuzdur” diyordu. Sayın Başbakanın Fidan anayı ziyareti, Sayın Arınç’ın açıklamaları, İslami ve insani yaklaşımlardı. Elbette bu yaklaşımlar çok önemli. Söylenen sözler güzel ve anlamlı idi. Ama sonuç ortadadır. Namus sözleri lafta kaldı. Dosya ilerlemiyor. Süreç AKP yüzünden tıkanmıştır. AKP iktidarı Şehit Liderimizi “Muhsin Başkan”ı istismar etmeye utanmadan, arlanmadan devam ediyor.
AKP hükümeti samimi değildir. Samimi olsalardı bu meselede çok mesafe alınırdı.  Biz, 5 yıla yakındır hükümetten bu olayla ilgili gerçeklerin ortaya çıkması için irade ortaya koymasını, olayı çözmek için gayret ve çaba göstermesini ihmalleri, kusurları yanlışları olan askeri ve sivil bürokrasiden hesap sormasını bekledik ve uğraş verdik. Ama maalesef devlet kurumları ve hükümet lakayt davranmaya devam ediyor.
Liderimiz Muhsin Başkan’ın siyasi çizgisinde kırıklık yoktur. Sağa sola yalpalama yoktur. Dik durmuştur, doğru söylemiştir, düz yürümüştür. İstikameti-Kıblesi dosdoğru bir liderdi. İman ve ahlak abidesi bir şahsiyetti. İlkesiz ve omurgası olmayan ahlaksız, oportünist AKP hükümeti ihanet süreçlerine Muhsin Başkan’ın ismini karıştırmayı bıraksın. Onu istismar etmek en büyük saygısızlıktır. AKP’liler önce Liderimiz Muhsin Başkan gibi ilkeli ve tutarlı olmayı temiz ve dürüst siyaset yapmayı öğrensinler.

ÇOCUKLARININ  GEMİCİKLERİ İLE UĞRAŞAN BİNALİ YILDIRIM BİR  KEZ BİLE BÖLGEYE GELMEDİ
DDK, elim olayla ilgili çalışmasını 24 Ocak 2011’de açıkladı. DDK raporunda olayla ilgili şüpheler, ihmal ve kusurlar ortaya kondu. Liderimizin ve dava arkadaşlarımızın ölümleri “şüpheli” bulundu. DDK raporunda, arama kurtarma çalışmalarında yaşanan eşgüdüm sorunlarından bahsediliyor. Kamu yönetiminde zafiyet olduğu ve ağır kamu hizmet kusurunun işlendiği açıkça vurgulanıyor. Yine, elim olayın ilk anından itibaren yaşanan bilgi kirliliğinden söz ediliyor ve bunun arama kurtarma çalışmalarına sekte vurduğu da ortaya konuyordu. DDK çalışması eksikliklerine rağmen önemlidir. Keşke bu çalışma devam ettirilseydi, biraz daha ayrıntılı bir şekilde sürseydi. Anlaşılıyor ki, DDK’nın çalışması bir takım çevreleri rahatsız etmiş.
Olay mahalline asıl görevli olan Ulaştırma Bakanı ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) Genel Müdürü gitmemişti. Türk siyasi hayatından önemli bir yeri ve siyasal ağırlığı olan bir partinin genel başkanı, bir siyasal hareketin önderi ve aynı zamanda TBMM’nin bir milletvekili hem de ülkenin en sevilen, sayılan, sözü dinlenen ilkeli, cesur, mert siyaset ve devlet adamı Muhsin Yazıcıoğlu ve dava arkadaşları ülkesine ve milletine hizmet yolunda Keş Dağları’nda şehit düşüyor, Türkiye, Türk dünyası, İslam dünyası bunu konuşuyor, milyonlarca insan gözyaşı döküyor, dualar ediyor, insanlar Anadolu’nun ve Avrupa’nın dört bir yanından Keş Dağları’na koşuyor, arama kurtarma çalışmalarına katılıyor; ancak Binali Bey ve bürokratları merak edip de bölgeye bile gitmiyor.
Yine aynı bakan, devletin başı olan, Cumhurbaşkanı Gül’ün görevlendirdiği DDK’nın, birçok eksiği bulunmasına rağmen üzerinde ciddiyetle çalıştığı ve devletin başı olan Cumhurbaşkanı’na da sunduğu raporu görmezden gelerek, yok sayarak ve daha da vahimi, rapor yayınlandıktan bir hafta sonra 31 Ocak 2011 tarihinde Ankara’da “kazadan kaza çıkarmayın” ve “DDK hangi uzmanlık marifetiyle böyle bir yargıya varıyor” gibi olayı hafife alan açıklamalar yaparak, milletimizin tepkisini çekmiştir.

CUMHURBAŞKANI GÜL, “ ŞÜPHELERİM VAR” DİYOR ULAŞTIRMA BAKANI İSE, "KAZADAN KAZA ÇIKARMAYIN" DİYOR
 Başbakan tarafından, AKP’ nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı gösterilen, Başbakanın ve AKP hükümetinin her türlü desteğini arkasına alarak, Başbakan’ın da katılımı ile tantanalı bir şekilde aday tanıtımı yapılan, İzmir de gösterişli seçim çalışmaları başlatan, sermaye sınıfını ve AKP’nin müteahhitlerini de arkasına alan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım bizzat Sayın Cumhurbaşkanının talimatıyla kurulan ve devletin en yetkili denetleme organlarından DDK’yı yok sayıyor ve rapordan da çok ciddi rahatsız olmuştur. Çünkü raporda ulaştırma bakanını, bürokratlarını zora sokacak önemli bilgiler, tespitler vardı. DDK raporunda, Ulaştırma Bakanlığı ve bakanlığa kurumlarla ilgili çok önemli ithamlar, bakanlığın kusur ve ihmalleri yer almaktadır. DDK raporu, Sivil Havacılık Kurumu başta olmak üzere Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı diğer ilgili kurumların ihmal ve kusurlarını, belgelerde tahribat yaptıkları ve sahte evrak düzenledikleri devam eden soruşturmada da ortaya çıkmıştır. Ulaştırma Bakanı, gerçekler ortaya çıkınca ne yapacağını şaşırmış, olayı kaza gibi göstermeye çalışmıştır.
Cumhurbaşkanı açıkça, “şüphelerim var” diyor, Bakan Bey ise, sanki havacılık uzmanıymış gibi olayla ilgili milletimizi derinden üzen, tuhaf bir açıklama yapıyor. Ulaştırma Bakanı Cumhurbaşkanı’nın bile açıklamalarını ciddiye almıyor, bildiğini okuyor. Bakan’ın yaptığı ayaküstü açıklamalar, devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. Her konu hakkında konuşan, sağa sola laf yetiştiren Sayın Başbakan, DDK raporuyla ortaya çıkan vahim durumlarla ilgili tek bir açıklama yapmıyor. Bu da elim olayla ilgili yaklaşımını ortaya koymaktadır.
Cumhurbaşkanında ağzını artık bıçak açmıyor. İki yıldır tek laf etmiyor. Cumhurbaşkanı Gül niye konuşmuyor? “Bu mesele önemli” diyordu “kuşkularım var” diyordu ancak o da artık bu elim olaya girmiyor, sessizliğini sürdürüyor. Sayın Cumhurbaşkanı Gül’de, enkaz görüntülerinin ardından uzun bir zaman geçmesine rağmen bu elim olay üzerine artık konuşmuyor, gündeme taşımıyor. Neden? Milletimizin, devletin başı olarak kendisinden ve diğer devlet yetkililerden beklediği bu konunun takibi unutulmaması ve aydınlatılmasıdır.

KRİZ MERKEZİ’NİN BAŞINDA, ŞİMDİ PKK AÇILIMININ “KOORDİNATÖRÜ” OLAN BARZANİ SEVER BEŞİR ATALAY VARDI!
Dönemin İçişleri Bakanı şimdi Başbakan Yardımcısı ve PKK açılımının koordinatörü olan İmralı ve Kandil’e övgüler düzen, Messod Barzani hainine büyük ilgi ve alaka gösteren Barzanicilere, bölücülere kol kanat geren Beşir Atalay da elim olayda hiçbir şey yapmayan bakanlardan biriydi.
Başbakan Erdoğan'ın 16 Kasım günü Diyarbakır’da kullandığı  "Kürdistan" ifadesini bilinçli olarak kullandığını ifade eden Atalay şöyle konuşmuştu: "Bunların hiçbirisi tesadüfî değil, bu kavramı da bu süreç içinde kullanıp kullanmamasını kendi aramızda değerlendirdik ve ondan sonra da karar verdik. Ve işte Başbakanımız onu kullandı.  İyi de yaptı.  Yani bütün bunlar istişareyle olur, bütün bunlar çalışmayla olur." Aynı Atalay "Çözüm sürecinde İmralı'nın BDP'nin yeri var, makul davranıyorlar”  diyen bir kişidir.
İşte bölücüleri sevindiren “PKK   - Kürdistan açılımına”   Atalay böyle seviniyor ve sahip çıkıyordu. Dolayısıyla ikinci İsrail’i kurmak isteyen bölücülere ABD, İsrail, Batı maşalarına sahip çıkan BOPçu Atalay, Şehit Liderimiz ve dava arkadaşlarımızın davasıyla ilgilenir mi?  Olaydan bu güne, beş yıla yakın zaman geçti, sesi çıkmıyor. Konuşmuyor. Milletimiz bunları merak ediyor. Soruyor. Ne Başbakanlık, ne devletin diğer kurumları üzerine düşeni yapmadılar. Kayıtsız kaldılar.
Ey AKP hükümeti helikopter düştükten sonra enkazı devlet değil, köylüler buldu, millet buldu millet. Vefakâr köylü kardeşlerimiz bulduktan sonra devletin arama kurtarma ekipleri ise 24 saat sonra enkaza ulaştı. Yani helikopter düştükten üç gün sonra, devlet enkaz bölgesine düştü. Zamanında ulaşılamama hükümetin duyarsızlığından işgüzar tavrından ve beceriksiz,  liyakat sahibi olmayan bürokratların yüzünden olmuştur. Çalışmalar,  arama kurtarma yönünde değil, aramama, bulmama, kurtarmama şeklinde gerçekleşmiştir. Bunun böyle olduğu çıkan raporlardan ve araştırmalardan bellidir.

DEVLET DEĞİL, MİLLET BULDU!
Geçtiğimiz günlerde İmralı ve Kandil’den övgüyle bahseden “makul davranıyorlar” diyen Beşir Atalay, Maraş’taki kriz merkezinin başındaydı. Tıpkı Ankara’daki Başbakanlıktakiler gibi, kriz merkezini o da yönetememiştir. Arama ve kurtarma çalışmalarında irade ortaya koyamamıştır.
Beşir Atalay ve orada ki bürokratlar ne olduklarını kendilerinin bildiği, bizlerin bilmediği bir takım adamları arama kurtarmanın başına getirdi. Bu adamlar kimdir? Görevleri nedir? Ne amaçla bölgeye gelmişlerdir? Botaş’la iş yapan askerlikten ayrılmış bir kişi arama kurtarmanın başına getirmişlerdir.  Ercüment Güler adlı bu şahıs bakan ve bürokratları oradayken kriz merkezini yönlendirmeye çalışıyordu. Arama kurtarma çalışmalarına katkı sağlamaya çalışan insanlara mani oluyordu. Köylülere karışıyor, kimseyi arama kurtarma çalışmalarının içine sokmak istemiyordu. Bu adamı, İçişleri Bakanı başta olmak üzere kamu görevlileri de ne yazık ki dikkate alıyordu. Derin ilişkileri ve bağlantıları olduğu söylenilen Güleri kimler koruyor? Bu adamı kim atamıştır? Kimler sorumluluk vermiştir? Bunların ortaya çıkarılması lazım.
Sivil ve askeri bürokratlar etrafındaydı. Bir keresinde yer yok diye askerler helikoptere almadılar. Kriz merkezinde o gün olan arkadaşlarımız şahittir.  Atalay böyle bir süreci yönetecek bir devlet adamı değildir. Sanki bilerek kriz merkezinin başına gelmişti hükümet tarafından gönderilmişti.


DEVLET VE AKP HÜKÜMETİ VATAN EVLATLARINI ÖLÜME VE SOĞUĞA TERKETTİ
Elim olayın ilk anından itibaren başlayan bilgi kirliliğinin önüne geçilmedi. İçişleri bakanlığı emrinde olan kendisine bağlı valilerin, emniyet müdürlerinin, jandarmanın yanlış açıklamalarına ve krizi daha da krize sokan tavırlara yaklaşımlara müdahale etmedi, engel olmadı. Herkes konuştu. Sonuçta ilk gün ulaşılması gereken olay yerine ciddiyetsizlikten basiretsizlikten, koordinesizlikten ancak 4 gün sonra ulaşılabilindi. Devlet devlet gibi, hükümet hükümet gibi ve bakanlar devlet adamı gibi davranmadı. Sonuçta devlet vatan evlatlarının Keş dağlarında ölüme ve soğuğa terk etti. 
Beşir Atalay diğer devlet görevlileri bu adamdan bilgi alıyor, onun yönlendirmesiyle hareket ediyor. Beşir Atalay’ın da bu konularla ilgi bilgi vermesi ve konuşması gerekir. Savcılık Bakan da olsa konumları ne olursa olsun o süreçte isimleri geçen herkesin bilgisine başvurmalı şüphelendiği konularla ilgi soruşturma başlatmalıdır.
ŞİVAN PERVER’DEN “ÖZÜR” DİLEYEN DAVUTOĞLU, ŞEHİT LİDERİMİZ MUHSİN YAZICIOĞLU İÇİN NE YAPTIN?
Konya Taşkentli Türkmen / Yörük olan Sayın Davutoğlu da dediğiniz gibi Liderimizin ve dava arkadaşlarımızın şehit düştüğü olaya maalesef kayıt



Bu haber 226 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI